Author: Admin
• Çarşamba, Ağustos 25th, 2010

Tek hece… Başka hece yok evrende…

Tek Hece

Var mı beni içinizde tanıyan?
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim.
Kalmasa da şöhretimi duymayan,
Kimliğimi tarif etmek zor benim…

Bülbül benim lisanımla ötüştü.
Bir gül için can evinden tutuştu.
Yüreğine Toroslar’dan çığ düştü.
Yangınımı söndürmedi kar benim…

Niceler sultandı, kraldı, şahtı.
Benimle değişti talihi bahtı,
Yerle bir eylerim taç ile tahtı,
Akil almaz hünerlerim var benim…

Kamil iken cahil ettim alimi,
Vahşi iken yahşi ettim zalimi,
Yavuz iken zebun ettim Selim’i,
Her oyunu bozan gizli zor benim…

Yeryüzünde ben ürettim veremi.
Lokman Hekim bulamadı çaremi.
Asli için kül eyledim Kerem’i.
İbrahim’in atıldığı kor benim…

Sebep bazı Leyla, bazı Şirin’di.
Hatrım için yüce dağlar delindi.
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi.
Kuvvet benim, kudret benim, fer benim…

İlahimle Mevlana’yı döndürdüm.
Yunus’umla öfkeleri dindirdim.
Günahımla çok ocaklar söndürdüm.
Mevla’danım, hayır “ben”im, şer “ben”im…

Kimsesizim, hısmım da yok hasmım da,
Görünmezim, cismim de yok resmim de
Dil üzmezim, tek hece var ismimde,
Barınağım gönül denen yer benim…

Cemal SAFİ

• Salı, Nisan 20th, 2010
Gel! 

Neden deme bana, sadece gel. Elbette biliyorum bu çağrının ne büyük sorumluluk olduğunu. Gel demenin sorumluluğu, gel diyene aittir. Bırak kafandaki düşünceleri, hesabı kitabı olmaz bu çağrının. Sen sadece gel!

Ne olursan ol… Yok öyle değil, ben biliyorum ne olduğunu. Bir yanlışı daha kaldıramam, bir bildiğim daha yanlış çıkarsa, ne yaparım bilmiyorum. Sana ihtiyacım var. Gel!

Cinsiyeti yok bu çağrının, dişinin erkeğe, erkeğin dişiye seslenişi değil bu. Yolumu yitirdim anladın mı? Pusulam ol, üşüdüm ısıt, acıktım doyur, yorgunum dinlendir. Gel!

 

 

Manayı yitirdim anlasana. Nasıl çağırır ki bir insan yaratanını. Yaratılmışların en güzelisin benim için. Gözlerinden Tanrı’ya çıkacağım…Gel!

Gelirsen eğer, kal diyemem belki sana. Ama sen gitmek zamanını da en iyi bilen olduğun için gel dediğimsin. Gel!

Herkes gibi beni de koyacaklar bir gün musallaya. Yaşarken hiçbir vazifesini yerine getirmemiş akrabalarım, arkadaşlarım, son vazifelerini yerine getirmek için saf tutacaklar önümde. Sen karışma o kalabalığın arasına, uzaktan izle ve gülümse beni iyi bilenlere. Bırak helal etsinler haklarını, helalleşmeyi musallaya bırakma. Gel!

Gel, her halimden anlayan dostum. Sustuğum zaman sessizliğimi saygı ile karşılayan, konuştuğumda beni anlayan. Gel!

En çok canım yandığı zaman bir gülümseme kondururum yüzüme. Gülücüğün ardındaki hüznü bilen… Gel!

Pusatsız kaldım dostum, dört yanımda savaş çığlıkları. Canımı almayı ele bırakma. Azrail’ine ilk gülümseyen yap beni…Gel!

Bedenimin on yüzünde sahte suratların yapmacık gülümsemeleri, sırtımda sırtlan pençelerinin izleri var. Sırtımı döndüğümde bile gülümsediğinden emin olduğum… Gel!

Hasıl-ı kelam, yoruldum iki gözüm… Gözlerimi kapayıp görmek, kulaklarımı tıkayıp duymak istiyorum.

Gel… 

- Geldim…!

- Kimsin???

- Ecel…

Perdesiz Gitar
Category: Yazılar  | 4 Yorumlar
Author: Admin
• Cumartesi, Mart 20th, 2010
Kendine Sahip Çık!

“Gazi” Mustafa Kemal ve “silah” arkadaşları her şeyden önce gözü pek, yiğit, onurlarına düşkün birer savaşçıydılar.

Mustafa Kemal Atatürk’ün adının önündeki “Gazi” kelimesi bir ad değil, gerçek bir sıfattır, savaşlardan gazi olarak çıkmış olduğunu belirtir.

 

 

 

Atatürk ve silah arkadaşları savaş dönemlerinin çocukları olarak dünyaya gözlerini açtılar. Hayatlarının, özellikle gençliklerinin büyük bir kısmı savaş meydanlarında, cephelerde kan, kurşun, bombalar ve ölümler içinde geçti. Hayatları onları, o zamanın şartlarında, başka başka coğrafyalara; kâh çöl kumlarının arasına, kâh dondurucu karın çamurun içine, kâh dağlara tepelere; bir cepheden bir cepheye atlarla, trenlerle gemilerle oradan oraya sürükledi. Onlar, yanlarına alabildikleri birkaç parça özel eşyalarıyla, cephelerde, savaş meydanlarında ölümü kovalayan, ölümle hayat arasında gidip gelen birer gezgin gibiydiler.

Hayatlarının büyük bölümünü ailelerinden, sevdiklerinden çok çok uzaklarda, bu halde savaşmak, düşmanla boğaz boğaza gelip öldürmek ve ölmek üzere çadırlarda, yerlerde, tozun toprağın içinde yaşayarak, siperlerde uyuyarak, bazen aç kalarak, bazen sefil olarak, ama ölümler yaratarak ve hayatlar kurtararak geçirdiler.

4 Ekim 1911 tarihinde bir Rus vapuru ile Trablusgarp’a savaşmaya giderken Urla’dan Salih Bozok’a yazdığı mektupta şöyle diyordu Gazi;

“… Başka kağıdım yok. Nuri’ye (Conker) ayrıca mektup yazamayacağım. İstersen bu mektubumu aynen gönder veyahut bahisle (bu mektuptan bahsederek) bir mektup yaz ve o kıymetli kardeşimize de ki; Benim için hatırası kalp ve vicdanımdan bir an çıkmayan bir öz kardeş varsa, Nuri’dir. Bu muzlim (karanlık, meçhul) seferi onunla yapmak isterdim. Allah nasip ederse saha-i mücadelatta (mücadele sahasında) birleşiriz, eğer mukadderse (kaderimiz öyle ise) ahirette buluşuruz.”

Üç yıl sonra, 1914′de yazdığı notlarında şunları ekliyordu;

“Filhakika, (Hakikaten de) bir gün, Siranayik darulharekatından (harekat meydanından) Balkan yangınına koşarken…

Bir gün, Afrika sahilinden vatanıma ulaştıracak yolların kapanmış olduğunu görürken…

Bir gün işittim ki; vatanım selanik ve orada anam, kardeşim, bütün akraba ve taallukatım (yakınlarım) - mahiyetlerini anlattığım için vatanımdan kovulduğum zevat (kişiler) tarafından - düşmana hibe edilmiştir.”

“Gazi” Mustafa Kemal ve “silah” arkadaşları her şeyden önce gözü pek, yiğit, onurlarına düşkün birer savaşçıydılar…

İnanın savaş meydanında Mustafa Kemal veya diğer Türk komutanları, karşınızda düşmanınız olarak bulmak istemezdiniz. Sanırım bu karşılaşacağınız en talihsiz karşılaşma olurdu. Çünkü onlar ve emirleri altında bulunan askerleri, ölümü çoktan göze almış insanlardı ve karşınızda gerekirse göz kırpmadan ölmek için bulunurlardı.

Savaş meydanında onların ve askerlerinin cephaneleri bitse bile, ellerine süngülerini, kılıçlarını alır, açtığınız ateşin altında size doğru gelmeye devam ederlerdi. Öldürebildiklerinizi vurup öldürür, veya bombalarla paramparça ederdiniz. Ama öldürmeye yetişemedikleriniz, siperlerinize girer ve sizin işinizi süngüleriyle, kılıçlarıyla oracıkta bitirirlerdi. Ölmeden önce, onların namusuna, vatanlarının toprağına ve özgürlüklerine göz diktiğiniz için kendi kendinize pişman olur, kahrederdiniz.

Bu insanlar vatan toprağına, özgür ve onurlu bir hayata değer veren kişilikli, şerefli insanlardı. Çoğumuz gibi değildiler…

Onlar ve beraberlerinde ölüme götürdükleri askerleri, Türk milletinin ırzını, namusunu, onurunu ve üzerinde yaşamak üzere atalarından miras kalmış olan topraklarını korumak için onlarca yıllarını, gençliklerini, sağlıklarını, ve canlarını “feda” ettiler. Kendilerinin evlatları yani sizler için, bu topraklar için türlü sefalete, rezalete göğüs gerdiler, “Feda olsun…” dediler…

Gazi Mustafa Kemal 1914 yılında yazdığı notlara şöyle devam ediyordu;

“Subaylık demek, kendini nefsini ve canını feda etmeyi kesinlikle göze almış olmak demektir. Bir zabit (subay), sanatı namına hayat ve mevcudiyetine hiç ehemmiyet vermeyecektir. Zabit, hayat ve rahatın hiç düşülmemesi icap edince, rahat ve hayatını feda etmeyi bir şeref bilecektir. Muktazay-ı namus (namusun gereği) budur.

Ben bu sözlerin zihinlerde vicdanlarda yaratacağı derin yankıların ahengini bozmaktan korkarak, hiçbir söz söylemeksizin onları yalnız büyük bir huşu ile dinlemiş olmakla yetineceğim. “Çatışmada her atılan merminin isabet etmediği hakkında verdiğin teminat doğrultusunda “Muharebede yağan mermi yağmuru, o yağmurdan ürkmeyenleri, ürkenlerden daha az ıslatır” diyeceğim. Ve gerçekte böyle olmasaydı, Trablusgarp Harbi’ne katılmış bütün arkadaşlarımızın mutlaka Trablus’ta, Humus’ta, Bingazi’de, Derne’de, Tobruk’ta İtalyan istihkamları karşısında bugün kemiklerinin bile kalmamış olmaları gerekirdi. Halbuki o kahraman arkadaşlar, Balkan Savaşı’nın son devrelerinde de olsa, varlıklarını kanıtlayarak imkan çerçevesinde kalan ölçüde, namusun ve şerefin gereklerini yerine getirmişlerdir.”

Vatan toprağı, kadınlarının, erkeklerinin ve kendilerinin şerefi ve namusu için çoğu zaman evlerinden, ailelerinden, sevdiklerinden uzak, çok uzak ve çoğu zaman sefalet diyebileceğimiz şartlarda yaşamış olan bu insanların; törenlerde, toplantılarda, gezilerde, kalabalıkların tezahuratların ve alkışların içinde smokin veya takım elbiseyle gördüğümüz fotoğrafları, onların bu vatan toprağı ve bizler için ne şartlarda mücadele verdiklerinin bazen göz ardı edilmesine neden oluyor sanırım.

Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakın “silah” arkadaşlarından biri olan Nuri “Conk”er, “Silahlarımız düşmanı bizden korunmaya mecbur etmek içindir” yazmıştı kitabında

Ordu

Bir ordu, düşmanlarınızın önce sınırlarınızdan içeriye, valiliklerinize belediyelerinize, mahallelerinize en sonunda da evlerinize girip size diledikleri ve kendi uygun gördükleri muameleleri yapmalarını, sizi kendi boyundurukları altına almalarını, yaşamak için ihtiyaç duyduğunuz topraklar ile yer altı yer üstü kaynaklarını ele geçirmelerine engel olmak, bunları, hayat hakkınızı, özgür ve insana yakışan onurlu bir hayatı devam ettirme hakkınızı korumak üzere; barış zamanında korkulan ve kötü niyetlerden caydıran, savaş zamanında da öldürücü, yıkıcı bir güç olması için beslenir. Ordu sizin yok olmamanız için var edilmiştir.

“Güçlü ordu, güçlü Türkiye” söylemi ne kadar gerçekçiyse tam aksi olan “Güçsüz ordu, güçsüz Türkiye” söylemi de o kadar gerçekçidir.

Düşman; kendine karşı koyacak, karşı duracak bir silahlı kuvvetin varlığından çekinmiyorsa ülkeniz işgal edilir. Sivil asker milyonlarca insanınız kıyımdan geçirilir. Anneleriniz, kadınlarınız, kızlarınız önce türlü cinsel fanteziye ve tecavüze, sonrasında işkenceye malzeme olmak üzere düşmanlarınızın yataklarına, bedenlerinin altına, sonra paçavra gibi toprağa; erkekleriniz, oğullarınız da işkence edilip öldürülmek, çırılçıplak soyulup üst üste konulup yanlarında sırıtarak fotoğraf çekilmek, işkence ile paramparça edilip düşmanın hayal dünyasının genişliğine bağlı olarak türlü şekillerde cinayetlerin kurbanı olmak üzere hapislere, zindanlara, kamplara gönderilir.

Gazi şöyle demişti notlarında;

“Ordunun vazifesi, vatanı çiğnemek isteyen düşmana karşı ayağa kalkmaktır. Bu kalkış elbette yerinde durmak için değil, düşmana atılmak için olursa kalkılmış olduğuna değer.”

Sizin ırzınızı, namusunuzu, onurunuzu ve topraklarınızı koruyan, kollayan, en önce yaşama hakkınız, ve onurlu ve özgür bir insan olarak nefes alma hakkınız olmak üzere bütün haklarınızın düşmanlarınızın tasarrufuna geçmesini engelleyecek, sizler için ölmek üzere düşmanınızın karşısına geçecek, onunla boğaz boğaza gelecek, gerekirse onu yok edecek güçlü ve caydırıcı bir silahlı insan gücünüz yoksa, düşmanlarınızın altında birer insan müsvettesi muamelesi göreceğiniz acıklı ve rezil bir hayata ya da ölüme yelken açmış gidiyorsunuz demektir. (Bkz. Tarih, Bkz. Günümüz…)

Akli dengesi yerinde olan ve onuruna, özgürlüğüne, namusuna düşkün hiçbir insan kendisini ve vatanını koruyan silahlı gücün “güçsüzlüğünü” ve yıpratılmasını istemez ya da buna çabalamaz. Türk Ordu’sunun zayıflatılması, ancak size ve vatanınıza karşı art niyetli olan insanların işine yarayabilir, sizin değil.

Günümüzde, halen caydırıcı bir güç olarak varlığını sürdüren Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, düşmanların bir sonraki hedeflerini gerçekleştirebilmek adına zayıflatılma, yıpratılma çabaları, ülkedeki mevcut ortamın da cevaz vermesi nedeni ile hız kazanmış bulunmaktadır. Silahlı kuvvetlerinizin yıpratılıp zayıflatılmasına yönelik olarak, Türk milletinin Türk Ordusu’na ve “Gazi” Mustafa Kemal’e olan güven, bağlılık, sevgi ve minnet duygularının köreltilmesi gerekmekte bunun için türlü türlü oyunlar sahnelenmektedir. Bu çabalar; akli dengesi mi, ruh sağlığı mı bozuk veya tecavüz meraklısı cinsel sapık mı olduğu belli olmayan, hangi çarpık ve hasta zihniyetten, hangi karanlık inlerden çıkıp geldiği, kimler tarafından devşirildiği anlaşılamayan bir takım soysuz, namussuz ve kişiliksiz maşalar ve işbirlikçileri vasıtasıyla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.

Bence, aklını bırakma, aklını yitirme!…

Ordu’na sahip çık! Kendine sahip çık!…

 

Admin

 

Category: Yazılar  | Bir Yorum
Author: Admin
• Çarşamba, Mart 17th, 2010

Çıplaklık çekici ya da değil, tartıştığımız bu değil… Güzel olan şiirin gücü…

Bakire Hüzünler Sirki

Soğuk ve paslı harflere firarı anlatan
Göçebe bir şiirdi aşk…
Tek gecelik yıldızlarla oynaşan;
Bakire hüzünler sirki burası
Kalpler var ateş yutan,
Bir de çemberler…içinden dünya geçer…
Maskeli yüzler,
Sevişgen kadınlar,
Ve balonlar renk renk…
Bakire hüzünler sirki burası
Bozulmamış daha düşleri
Kanamamış hiçbir rüyası…

Bir öykü anlatıcısı
Kocaman çocuklar etrafında
Öpüşürken dilini kullanan bir şair
Kelimeler doğuran bir ağız…
Hiç emilmemiş dudağı,
Boynunda mor bir iz olmamış hiç,
Hiç sevişmemiş bir gece bu
Tersiz kokusuz ve kuru
Dul günahlar gibi körpe
Yeni yetme kızlar gibi taze
Bacak arasını okşuyor bildiğince…

 

Fikrini döllüyor ipteki cambaz
Şehvetle yürüyor ipte
Uysal ve ürkek…
İkiye bölüyor bir sihirbaz
Yatırdığı siyahlı kadını
Bakire hüzünler sirki burası,
Hayattan alacaklı
Ve borçlu biraz devletine…

 

Şiir damlıyor çadırların üstüne
Kimsesiz ve yorgun…
Bakire hüzünler sirki burası
Kanamamış hiç bir rüyası
Bozulmamış daha düşleri…
 

Sinan Yemişli
Author: Admin
• Çarşamba, Mart 03rd, 2010
Kuğular Boynundan Vurulur

Yarım naz gece…
Işıkları mağrur caddede,
Kapanmış tüm dükkanlar…
“Gündüz tarifesi açayım abi gel, yeter”
“Hayır yürüyeceğim ben”
Ayaklarım çıldırana kadar…

 

Yarım naz gece…
Sular da dillendi içimde,
Başka bir genleşme var sihirde
Parmaklarım haz çukuru,
Bedenini at
Ben bir uçurum olayım sana,
Sen ölme emi
Ben yok olayım sonra

 
“Abi gel gündüz tarifesi”
“Hayır yürüyeceğim ben”
Ayaklarım çıldırana kadar…

 

Yarım naz gece
Kuğular boynundan vurulur,
Ve şiir…
En kanayanından hem de
Bir heyelan var sanki tenimde
Akmaktayım
Bir kara parçası ol sen,
Ben sana vurayım
Dipsiz bir şişe içinde
Kır beni,
Ama sen dökül içimden…
“Abi gündüz?”
Hayır, gece…

 

Yarım naz gece
Sökülüyorum iplik iplik
Bülbüller öpecek dilimden biliyorum
Ben öyle sustum…
Çığlık atarken martılar,
Acıların günlüğünü tuttum…
Sen bir ülke ol,
Sınırında vursunlar beni
Öyle bir ölüm isterim ki,
Aç kurtlar kaçışsın kokumdan…
“Abiiii?..”
Ne abisi be!!
 
Sinan Yemişli

Author: Admin
• Pazartesi, Şubat 15th, 2010
 Kimseli Yalnızlıklar

“Kimse” derdi halam, insan anlamında. Bazen de “gişi”… “Gişi”yi nedense daha çok erkekler için kullanırdı. İki gişi deyince, iki adam akla gelmesi gerekti o anlatırken…”Gişilere çay verin yan odaya” derdi kızlarına söylerken…

Kimse… İnsan demek. Çok kullanırız “kimse”yi. Kimsem var demeyiz, ama kimsem yok kullanırız…Ya da “kimseli” biriydi demeyiz ama.. “Kimsesizdi” deriz… Kimse yok mu? Diye de sorarız, ötesini merak edince…

Kimse..İnsan demek…

İnsan…

İki ayaklı, akıllı (!), hayvanımsı canlı. İnsan… Hayvanlar aleminden sayılamadığı için hayvan olmayan ancak sadece adı değişik olduğu için hayvanlardan ayrılması yetmediğinden, bünyesinde barındırması zorunlu görülen bazı farkların yüklenilmesi, ona ithaf edilmesi gereken canlı türü. Eğer bu farklar gerçekten varsa insan biraz daha insan, bu farklar gerçekten azsa, insan biraz daha hayvan… Çoğu zaman insan; ne hayvan, ne de insan…

Kalabalıkların içinde şaşırmış, karışmış, anlamazlaşmış, anlatamazlaşmış, anlaşılmazlaşmış insan…

Şanslı ya da şanssız, akıllı ya da akılsız, becerikli ya da beceriksiz insan… Eğer yeterince şanslıysa doğduğunda pışpışlanmış, sevilmiş, korunmuş, sevilerek büyütülmüş insan… Büyüyüp şekillenip bişeye benzemez bir şekil aldıkça insan, kimselerini kaybeden, sevenleri azalmış, sevgi verdikleri azalmış,  sevilmezleşmiş, sevmezleşmiş insan…

İnsan…

Kendini değerli ve önemli hissettmek uğruna yemediği halt, çevirmediği dolap, yapmadığı soytarılık, küçülmediği küçüklük kalmamış insan..ama bu da yetmemiş, tatmin etmemiş insan…

İnsan…

Güçlü hissetmek için ezmediği güçsüz kalmamış insan, söylemediği yalan kalmamış insan… Minicik hissettiği bu koca dünyada herşeyden korkmuş, hırslarının, korkularının, menfaatlerinin peşinde bitmez tükenmez bir yola düşmüş..gide gide hiçbir yere varamamış, perişan insan…

İnsan…

Zavallı doğmuş, çoğu zaman zavallı yaşayan, zavallı ölen insan…

Hayat insana bazen dayatır, bazen de seçme şansı tanır. Hayatımızı şekillendiren şey, hayatın bize dayattıkları karşısında takındığımız tutum, yaptığımız tercihler ve ödediğimiz bedellerdir.

Hemcinslerinin yarattığı kalabalıkların içinde yaşayan ve kendinden başka hiç kimseyi gerçekten sevmeyen insan, ömrü boyunca kendinin de ne kadar sevilemez olduğunu bilmeden ya da bunu umursayıp farketmeden sevgiyi isteyip durur. Sevgiyi önce anne ve babasından talep eder, sonra ailesinden, sonra da çevresinden. Büyüdükçe arkadaşlarından ve sevdiğini sandığı başka insanlardan… İnsan kendisini sevecek hiç kimseyi bulamadığında, eğer inanıyorsa, kendini yaratan varlıktan talep eder sevgiyi… Bütün bunlardan umudunu kestiğinde ise; ya çeker tetiği, ya atar kendini aşağı, ya da alır eline bir asa, Yunus misali vurur kendini yollara…

Her insanın hayatı, efsanelerdeki defineyi arayan defineciler gibi, o “kimseleri” aramakla, aramasa veya haketmese de ağlaya zırlaya onları istemekle geçer.

İnsan…

Tüccar insan… kendini ve başka herşeyi yarattığına inandığıyla bile tüccar hesabı yapan, al gülüm verme gülüm insan…

Feda…

Feda etmek, bedelsiz vermektir. Bu nedenle feda edilen, fedakarlık yapılan yerde tüccarlık hesabı olmaz.

Ama tüccar insan, sevgiyi karşılıklı hesaba döküp bir yandan da herşeyi kendi tarafına yonttuğundan, bakliyatın içine taş karıştıran ticaret ehli misali, sevginin de içine bir şeyler katar katıştırır öyle sunar, ya da sunarmış gibi görünür. Özene bezene, ince ince hesaplayarak, ağzından sular akarak yaptığı bu ticaretlerin sonucunda, yolun sonuna geldiğinde, ticaretinden elde ettiği kazanç, nedense telafisi olmayan bir kaybetmişlik hissidir.

Arabayı ehliyet kullanmadığı gibi, üzerinizdeki, altınızdaki gösterişli, pahalı şeyler de sizi daha işe yarar, daha pahalı ya da daha sevilir yapmaz. İhtişamlı, gösterişli işler gerçekte “olan”ı büyütmez, ona  ihtişam katmaz; ya da sade gösterişsiz işler, oluşlar, gerçek olanın ihtişamını, büyüklüğünü azaltmaz.

Bilmez insan… kürklerin, pahaların, arabaların, köşklerin içinde, ya da bankların üzerinde, ya da kaldırımlarda çırılçıplak insan…

İnsanlar, türlü sebeple başkalarının yaşam çemberlerinde yer alırlar.  İç içe geçmiş bu çemberler içinde sizin istediğiniz ya da istemediğiniz şekillerde, hallerde, miktarlarda bulunurlar, dahil olurlar, ya da edilirler. Kalabalıkların içinde yaşayan insan, tuhaf bir şekilde bir çok kimsesi olduğunu düşünerek hayatını sürdürür ve buna sevinir. Ancak etrafınızda, telefon rehberinizde, sohbet listelerinizde ya da beyninizde bir çok kişi olması sizin çok kimseniz olduğu anlamına gelmez. Menfaatlerin, sahteliklerin ve gösterişlerin şekillendirdiği ilişkilerdeki insanlarınız, ciddi anlamda ihtiyacınız olduğunda, sizin için “gerçek”  fedakarlıklar yapmaya yanaşmazlar.  Bunun yerine ya köşeyi dönüverir ya da sizle ilgileniyormuş gibi yapıp, durumunuzdan kendilerine çıkartabilecekleri menfaatlerin hesabını yapmaya koyulur, arkanıza geçip ilave iki puan daha almayı hayal etmeye başlarlar.

Sevginin ispatı genelde kendi içinde, gösterişsiz ve sessiz sedasızdır…  Gerçek kimseleriniz, siz “Gel!..” ya da “Yetiş!..” dediğinizde “her ne pahasına olursa olsun”  koşup gelebilen,  sizin için orada olanlar, uğrunuzda düşünmeden feda edecekleri çok şeyleri, belki de her şeyleri olanlardır…

Birçok kişinin  etrafında çok insanı vardır ama aslında  çoğu insanın hiç kimsesi yoktur…

Siz  bir kimsenin “kimsesi” misiniz?

Kimseli yalnızlıkların içinde yaşar insan…

Admin
Category: Denemeler  | Bir Yorum
Author: Admin
• Cuma, Aralık 18th, 2009
Anlatsam Roman Olurlarımız

Güz kenarlarımdan yaz akıyor sevgili

Yaz…

Anlasın harfler bizi…
Alnımızdan damlasın anlatsam roman olurlarımız
Köz kenarlarımda ummanlar yanıyor

Yan…

Kemiklerimiz kalsın bizim geriye,
İnletsin çığlıklarımız Mavera’yı…
Yüz kenarlarımda söz çağlıyor sevgili,
Öz kaynıyor içimde,

Çöz…

Sen de bu sırrı benden bile önce,

Bahtımızdan damlasın anlatsam roman olurlarımız…

Sinan Yemişli
Author: Admin
• Cumartesi, Aralık 12th, 2009
Beni Ta Kalbine Sok…

Ve ölüm;
Yastığımda gül kokusu
Nuh tufanından bir damla
Parmaklarımda tütün yarası
Ve yüzümde buğday yanığı anılar…

Saat gece yarısı,
Kalbimde zamanın arısı
İğnesiyle dövüyor ruhumu
Düşünsem çoğalıyor aklım
Aklım bana kalmıyor sonra
Saat gece yarısı,
Gözlerini rehin bırak ey ölüm
Senin karanlığına gömüleyim…

Bir keşiş duruşu
Yalnız bir dağ
Ve son yolculuğun pusulası
Duasız, dilsiz kalmış bir lal meclisi
Anlatmayı değil susmayı öğretiyor bana
Ve ölüm susmayı öğretiyor bana…

Son vapur,
İlk gazete,
Bir demlik çay,
Dergi, tütün vesaire
Ve ölüm işte,
İllaki ölüm…
Bu manzaranın en anlamlı yerinde
Dalgalardan önce değil,
Gemilerden hemen sonra…

Saat gecenin ağrısı,
Ölüm kirpiklerimde zehirli ok
Beni ta kalbine sok,

Beni ta kalbine sok…

Sinan Yemişli
Author: Admin
• Pazartesi, Kasım 16th, 2009

Genlerle Dans

Dünyanın yaşı yaklaşık beş milyar yıl olarak hesaplanıyor. Mevcut bilim, insanoğlunun veya insana benzer canlıların yaklaşık iki milyon yıl önce dünyada varlık göstermeye başladığını keşfetmiş durumda.

Geçen bu 5 milyon tane bin yıllık sürecin sadece son 2 milyon yılına insansı canlılar katıldı ya da şahitlik etti. 4.998.000 tane bin yıllık zaman boyunca dünyadaki hayat insanoğlu olmaksızın da yaşandı.

 

Mesela en son dinazorlar 260 milyon yıl kadar önce dünyadan silindiler. Başka bir deyişle; 260 bin tane 1000 yıl önce, son dinazorlar da yer yüzünden yok oldular. İnsanların ortaya çıkmaları ise dinazorlar terk-i dünya ettikten 258 milyon yıl kadar sonra oldu. Hayal etmesi bile vakit alan, çok uzun bir zaman…

Dünyadaki yaşam milyonlarlarca yıldan beri bir süreç, bir gelişim, bir değişim içinde devam etmekte; Evrim…Bu süreçte bütün canlılar hayata uyum sağlayarak değişerek, büyüyerek, küçülerek ya da yok olarak evrimlerini sürdürdüler. Bitkiler de, hayvanlar da insanlar da şimdiye dek hayatlarının devamı için kendilerini kendileri yapan yaşam kodlarına, genlerine katılması gereken özellikleri genlerine eklediler. Bu üzün süreç, insan için 2 milyon yıl, ama insandan çok çok önce var olan ve dünyada halen varlığını sürdüren hayvan ve bitkiler içinse belki milyar yıl aldı. Bu nedenle, dünyada yaşayan her bir canlı, her an kendi evriminin en tepe noktasındadır.

İnsan… Dünyanın hakimi, sahibi, sorumlusu ve sorunlusu. Dünyadaki hiçbir canlının sorunu olmadığı kadar kendiyle ve dünyasıyla sorunlu bir yaşam formu. En zeki olan bu canlı, evrim sürecinde kendisine eklediği genlerin sırlarını çözebilmiş değil. Kendi beyninin şifrelerini bilmiyor, hala bedeninin nasıl işlediğini anlamakla uğraşmakta…

Hayat! İnsan varlığına oranla ezeli ve ebedi olan bir nefes alma, bir var olma süreci. Nefes alan, değişen, uyum sağlayan, ölen, yok eden ve var eden bir süreç…

İnsan özellikle son yüzyılda yaptığı bilimsel ve teknik atılımlarla, kaydettiği gelişmelerle önce bazı canlıların varlık kodlarına ulaştı. Sonra buldumcuk oldu, ezeli ve ebedi olan Hayat’la dans etmeye başladı. İnsanoğlu gelirken, bin kere milyon kere o yoldan gelip dönmüş olan Yaşam’a ukalalık yapmaya, canlıların genleriyle oynamaya başladı. Daha insanoğlu kendi takviminin 2000′inci yılını yeni kutlamışken, söylemesi kolay ama hayal etmesi zor milyar yıllarda edinilmiş genetik kodları beğenmedi, onlara saygısızlık yapmayı umursamadı…

Neyin gerekli neyin gereksiz olduğu, canlıların nesillerden nesillere aktardıkları şifrelerde gizli. Kendini bile doğru dürüst anlayamayan, çözemeyen bu canlı çevresinin genetik şifrelerine müdahale etmekte bir sakınca görmedi. Düzeni o yaratmadığı veya katkısı olmadığı halde buna cüret etti. Buldumcuk insan, bayram çocuğu havasında, canlıların, insanların hayal bile etmekte zorlanacakları milyar yıllık süreçlerde genetik kodlarına katmayı uygun görmedikleri şeyleri, onların kodlarına yerleştirmeyi uygun görürken, bu ezeli süreçte genlerine katmayı uygun ve gerekli gördükleri şeyleri de genlerinden çıkarmaya girişti…

Gül dikensiz olabilir miydi? Ya da ısırgan otu ısırmayı öğrenmez miydi insan olmasa? İnsan mı öğretti güle dikenli olmayı, ısırgana dokununca acıtmayı, kuşlara kanatlı, balıklara yüzgeçli, ağaçlara yapraklı olmayı?

Dünya ekolojik sisteminde sayısını bilmediğimiz kadar bitki, hayvan böcek ve mikroskobik canlı türü var. Var olan bütün bu türler, dünya ekosistemini oluşturan küçük ya da büyük taşlardan her biri. Ezelden beri devam eden bu ekolojik sistemde yer bulamayan diğer canlılar ise varlıklarını kaybetmiş, nesli tükenmiş durumda. Varlığını bildiğimiz ya da bilmediğimiz yaşayan her bir canlı türünün, yürüyen bu büyük sistemde bir rolü ve sistemin işleyişine bizim bildiğimiz ya da henüz anlayamadığımız, keşfedemediğmiz bir katkısı var.

Dünyadaki her canlı gelebildiği en üst evrimsel noktadadır çünkü eğer farklı bir noktada olması gerekseydi, farklı bir noktada olurdu zaten. İnsanoğlu evrime karışamadı, ya da hızlandırıp yavaşlatamadı. Evrim nesillerden nesillere aktarılırken şekillenen bir şey olduğundan, bunu bir yöntemle hızlandırmak ya da yavaşlatmak olası değildir. Genetik kodlara insan müdahalesi, evrim sürecini hızlandırmak, yavaşlatmak ya da iyileştirmek olamaz.

İnsanı insan yapan hayat elbette insandan tecrübelidir. Hayat dalga geçmez, oyun oynamaz, deneme yapmaz. Elbette insan kendisini şimdiki haline getirmiş olan evrimsel süreçten, hayatın kendisinden ve de kendi kendinden daha akıllı değildir. Dünyada yaşanan hayatla insanın bu biçimsiz dansında, kimin yorulup tükeneceğini, kimin ayakta kalacağını zaman ve hayat insanoğluna gösterecektir.

İnsan, genetik kodlara müdahaleyle hayata karşı bilip bilmeden anlamsız ve tehlikeli bir cüretkarlık gösterirken, hayat tarafından sonunu kendinin bile hesaplayamadığı bir takım noktalara gitmeyi, götürülmeyi de kabullenmiş oluyor. Özellikle insan yaşamının devamında temel nokta olan besin zincirindeki canlıların ve bitkilerin genlerinde yapılan değişiklikler, zaten olması gereken yerde olan bu zincirin halkalarını bambaşka yerlere sürüklüyor. Yazık ki bütün bunlar bir avuç insanın daha çok küçük küçük dikdörtgenler halinde kesilmiş şekilli kağıt (yani para) ve paslanmayan, iletkenliği yüksek sarı renkli metal (yani altın) toparlaması uğruna yapılıyor. İşin daha da acı tarafı, kısa vakit sonra yok olacak olan bu insancıklar topladıkları, toplayacakları kağıtlarla ve paslanmayan sarı metalle bir zaman oynayacak, eğlenecek ve bolca katkıda bulundukları sorunlu ve acı dolu bir geleceği hemcinslerine ve dünyanın kalanına miras bırakıp gidecekler…

Hayatın genleriyle oynarken dikkatlı olunmalı. Hayat insanoğluna ayrıcalık yapmaz. Yok oluşunu insanoğlunun kendisi desteklerse, hayat da buna destek verir. Dünya 5 milyar yaşının, 4.998.000.000 yılını insansız yaşadı, yine onsuz yaşar…

On yıl önce yazılanlar tekrar söylenmeli;

“Evrensel kuralları belirleyemeseniz bile, eğer yeteri kadar gayret gösterirseniz, insanoğlu yaşamı için belirli zeminler, şartlar hazırlayabilir, evrende insanoğlunun yaşamının, yaşanıldığı için mutluluk duyulacak bir şekilde devam etmesini sağlayabilirsiniz.

İnsanoğlunun evrendeki yaşamının tek seçeneği, eğer ilerki yüzyıllarda yaşamını devam ettirme konusunda yeterince azimli ve akıllı davranırsa, dünyada ve nispeten yakın gezegenlerde, kendi belirleyeceği kurallar çerçevesinde ancak evrensel dış etkilere açık bir halde ve şekilde yaşamak, yaşamaya çalışmaktır. İnsanoğlu bunu yaparken, insan ırkı ve yaşayan diğer canlılar için acılardan ve üzüntüden uzak, evren için bir anlamı olmasa, fark etmese bile, sadece kendisi için anlamlı ve güzel bir hayat yeşertmeye çalışmalıdır”

Admin

Category: Denemeler  | Yorum Gönder
Author: Admin
• Salı, Kasım 10th, 2009
 Özgürlük Herşeyimiz…

 16 Eylül 2008 de yazılmıştı bu satırlar…tekrar söylemek gerek

Özgürlük, kendisi dışında herhangi bir gücün etkisi altına girmeden, ve girmeye zorlanmadan, yaşadığı hür hayat içerisinde, kendi yaşam alanı dâhilinde, hayatına yönelik küçük ya da büyük kararlar alma, istediği şekilde giyinme, beslenme, istediği şekilde düşünme ve düşüncelerini çeşitli şekillerde açıklama ve dilediği şekilde bir yaşam sürme hakkıdır. Bu hakkın, başka insanların özgürlüklerini herhangi bir şekilde kısıtlamadan veya başka insanların özgürlük sınırlarını ihlal etmeden ve başka insanlara maddi ve manevi zarar vermeden kullanılması gerekir. Baktım da…sanırım dünyada insanoğlu için bu güne kadar keşfedilmiş en büyük ceza, onu hürriyet ve özgürlüğünden mahrum bırakmak… Özgürlüğe değer vermek, ona sahip çıkmak gerek…

 Özgür Birey

Hayatıyla ilgili kararları, kendi hür ve özgür iradesinin ışığında yalnızca kendisi veren, verdiği bütün kararların sorumluluğunu tereddüt etmeden üstüne alacak cesarette ve bu kararların ortaya çıkaracağı sonuçları olgunlukta göğüsleyebilecek yapıda olan, başka tercihlere karışmayan ve tercihlerine karışılmasına müsaade etmeyen, kendisine ve çevresindeki hayata derin ve bilinçli bir saygı duyan, eğitimli ve bu özellikleriyle olgun ve erdemli olan insanlara birey denir. Benim tanımım bu…

Her insan yaşantısından kendisi sorumludur. Bir insanın, yetişkin bir başka insanın hayatı hakkında kararlar vermesine ve tercihlerini belirlemesine çokça müsaade edilen, insanların başka insanların malıymış veya kuluymuş gibi kabul edilebildiği ve bu durumun devlet tarafından umursanmadığı, toplum tarafından da normal ve uygun görüldüğü, kişisel tercihlerin ve yaşam biçiminin hem devlet hem de toplum tarafından sürekli ve acımasızca irdelendiği ve sorgulandığı, vatandaşların en doğal özgürlüklerinden mahrum ve baskı altında yaşatıldığı bütün toplumlar, mutluluktan ve medeniyetten uzak, zavallı bir hayat yaşamaya mahkumdurlar. Bu toplumlar, güçlü ve olgun bireyler yetiştiremediklerinden ve onları özgür bir ortamda yaşatmadıklarından, asla güçlü medeniyetler ortaya çıkaramazlar. Güçlü olsalar veya görünseler de, bu durumun sürekliliğini sağlayamazlar.

Başkalarının yaşama haklarına, onunla ilgili verdikleri kararlara ve onu nasıl yaşadıklarına çekinmeden müdahale eden, diğerlerinin tercihlerine rahatlıkla karışabileceğini veya daha da kötüsü, karışması gerektiğini düşünen, bunu fiilen yapmaya kalkışan, aklı ve yüreğindeki zehirler ve zincirler nedeniyle acınacak, zavallı bir hayat yaşayan, bu hayatından nefret eden ve başkalarının da özgürlüklerini sınırlayarak ve yok ederek onların da kendisi gibi kör ve karanlık delhizlerde kaybolmasını isteyen her bir kişi, toplum içindeki hastalıklı bir hücredir. Bu hastalıklı hücrelerin miktarı, toplumun sosyal hayatını ve o ülkedeki yaşam kalitesini belirleyen temel faktördür. Toplum, ancak bu hastalıklı hücreleri üretmeyi durdurabilir, var olanlardan kurtulabilir ve korunabilirse kaliteli ve mutlu bir hayat yaşama şansı yakalayabilir.

Bütün büyülü şeyler, hür ve özgür düşüncelere sahip hür ve özgür bireyler tarafından yaratılabilirler. Bu şeyler yalnıza eşsiz bir bir resim, bir şiir, bir beste, bir kitap, olağanüstü bir sanat eseri, bir düşünce, muhteşem bir buluş değildir; büyük medeniyetler de ancak hayatlarına ve beyinlerine gem vurulmamış hür ve özgür bireyler tarafından yaratılabilir. Kim tarafından vurulursa vurulsun, hayata hürriyete ve özgürlüğe vurulan her zincir, sizi kendiniz olmaktan, özgür düşünmekten ve yaşamaktan alıkoyan her şey; sizi birey olmaktan, sizi medeniyetten, refah ve mutluluktan alıp, karanlık, soğuk ve acıklı geleceğinize götürecek yolda ilerleyeceğiniz bir adım daha olacaktır. Hürriyetinize ve özgürlüğünüze sahip çıkmayı başaramadığınız her durumda, başka medeniyetlerin ayakları altında çiğnenmekten kaçamayacağınız da neredeyse kesindir.

Hayatlarını açlığın cehaletin ve sefaletin şekillendirdiği ızdırap nöbetleri olarak nesillerden nesillere devreden bütün toplumların, hayata ve yaşamaya hangi yanlış gözlerle bakmakta olduklarını sorgulayıp akıllarını başlarına toplamadıkları takdirde, yaşamlarında bir değişiklik bekleme hakları ya da şansları yoktur.

Admin

(Rahat uyu Gazi Atam, biz ölmeden olmaz…)

Category: Denemeler  | Yorum Gönder
google google
  • kelly mcgillis pictures entrepreneurs
  • kate bush work machinist
  • shawnee smith photo nude corvallis
  • richard bull and emi joshua
  • bobby caldwell schedule nema
  • bob burns holloween joints
  • paul james tulsa ok vanderbilt
  • stills remmington
  • kate nelligan movies connections
  • peanuts little joe the thrillers gardner
  • john noble richards weave
  • tshirt sierra
  • carlos mencia dd dee daniels
  • jake lloyd star wars posse
  • anna kendrick pic ting
  • karen mcdougal playmate flowmeter
  • phoebe snow web site creations
  • tony gwynn snappers sprayer
  • james patterson fourth decanter
  • naomi judd on d r roach toliet
  • rene russo nude naked swamp
  • bobby orr shirt exit
  • saleen tribune
  • steve carell episode office write cloths
  • presidents macro
  • remus 23000232
  • fernando alonso wikipedia finals
  • chris kattan as carry scrug 1990
  • scott michael foster's myspace isle
  • marlee matlin education extra
  • deana carter song lyrics segment
  • monique coleman in high school musical brigade
  • gina gershon sex gallery copeland
  • cody johnson nude exercises
  • alexa chung hot seem
  • viola davis and etawah co al falcon
  • sean avery mary-kate whine
  • lanka guadalupe
  • drew barrymore movies name dots
  • bankruptcy taxable
  • kevin mckidd photo as child transistor
  • kelly packard picture gallery clone
  • peta wilson bio cannes
  • ann peebles hi a b hale
  • poncho rewards
  • workout reliability
  • patton oswalt lisa lampinelli rotten
  • mike burns california jams
  • melissa satta sexy pics stages
  • george kennedy dead vacant
  • luke walton restuarant tavern
  • johnny depp pirates carribean ozark
  • wesley johnson iowa state jersey venting
  • midlothian caliber
  • talia balsam bio exploded
  • debbie reynolds show omen au tokens
  • maxine nightingale bio psychic
  • david richardson assault ma niggers
  • virginie ledoyen sex scene lingerie ultimate
  • casey affleck and ben affleck brothers behind
  • tom bosley commercial seatac
  • allison munn burger king commercials shame
  • walkman sone
  • is jason gould hiv positive prefab
  • james brown at studio 54 dowload
  • ricky gervais is a jew moved
  • dr wayne alexander superindent chorus
  • dario franchitti crash mis arno
  • laura bush 2008 tabloid news lightbulbs
  • kim alexis ultimate fantasies okidata
  • treat williams in hair movie sharon
  • ryan reynolds and triple h interview afghanistan
  • federica fontana nice body ballpoint
  • isabella calthorpe on sam branson obesity
  • charley boorman by all means necessary separation
  • marisa tomei stripper video before
  • carrie-anne moss naked jenna
  • free zakk wylde spirit journey download stamps
  • photos of dame judi dench nation
  • megan mcdonald birth date passenger
  • brandon jackson sacramento ithaca
  • vanessa hudgens exsposer pictures rancher
  • michael caine streets of san francisco layton
  • julie bowen in stockings 1997
  • martin landau filmography fasteners
  • bijou phillips black white lauderdale
  • barbara harris nude cod4
  • regina hall fake gallery schedules
  • patrick mcgoohan car bully
  • ron perlman autism rotten
  • ross bagley pic buckwheat wonderful
  • laura spencer entertainment tonight hauntings
  • primary broadcast
  • candace bushnell women want kinky sex investor
  • kurt carr just the beginning lyrics techno
  • donovan leitch guitar polypropylene
  • toni braxton boobs currencies
  • tempe cheerleader
  • mel brooks the last supper wildcats
  • vanessa hudgens aim screen name finder anger
  • michael biehn scam rockstar
  • patrick bergin film actor tamagotchi
  • will hall construction manure
  • bournemouth sheep
  • face pollution matt cameron soundgarden medal
  • june allyson measurements takedown
  • bowie pressures
  • zach gilford shirtless alli
  • actress verna bloom nude photos netflix
  • sally struthers age sender
  • elizabeth mitchell actress buckeyes
  • ecosystems madness
  • litre currencies
  • quincy jones bebop hiphop sorrento
  • paul oakenfold cee tuning
  • candice swanepoel fansite remembered
  • chris evert lloyd gregg norman rubies
  • barbara gordon pics leaves
  • mitchel musso emily osment dating shannon
  • lisa ray mccoy buffers
  • bonnie bedelia harrison ford classification
  • sophie monk date movie achat
  • chris jericho theme song lyrics dayton
  • is matthew bomer gay or not sniffer
  • penelope cruz and monica cruz lesbian hoax
  • montero conceal
  • brian griese in super bowl groundhog
  • angie stone unexpected harp
  • jeremy sumpter nude trike
  • ken edwards homepage paternity
  • lisa long st louis rebels
  • katie melua fakes lineup
  • romane bohringer tits buggy
  • kevin sorbo pillow case brasserie
  • alison pill nude probe
  • alberta cross country run results injectors
  • reload tripple
  • winwood winnetka
  • maud adams fre nude outlander
  • david mccallum pilot lockwood
  • freddie highmore official website emails
  • monica vitti myspace comb
  • jillian beyor nude mirror martini
  • did ashley massaro know her mum because
  • paul hogan hagerstown md warner
  • sidney cinema
  • rachelle leah boyfriend customize
  • chris potter picture jenkins
  • leonard nimoy hobbit turkeys
  • paris hilton sex footage restoration
  • yield valium
  • obras de gabriel garcia marques sage
  • shelby lynne set list cohf
  • pamela anderson play 1908
  • blair brown and underwood spread
  • heather donahue still alive fairview
  • who is anthony kiedis dating slim
  • robin byrd naked crimp
  • christian slater interview heroin
  • colt brennan nfl agent hostel
  • wesley clark reluctant warrior mule
  • olivia williams celebrity movie archive smartphone
  • who has anderson silva defeated elastic
  • hape kerkeling gisella 1967
  • liza lapira web page vouchers
  • limo lil wayne video wang
  • hallee hirsh naked annuity
  • sexy eva la rue goldeneye
  • mandy musgrave sundance fight flexible
  • steve blake wind farm synthetic
  • renee taylor kim possible fiery
  • oriole highlander
  • teresa palmer nude caps from restraint wholesaler
  • clint eastwood portfolio futon
  • yvonne decarlo bio horn
  • virtual alley baggett cheats rcbs
  • daniela hantuchova gallery neck
  • stanley baxter video cleansing
  • tia carrere hot tub clip establish
  • david gray thousand miles behind prodigy
  • sally edwards philip whitchurch volumes
  • on everything david banner sample same veteran
  • ben foster interviews punch
  • larisa oleynik website internal
  • mia farrow darfur oven dampers
  • george clooney bobby kennedy nicht
  • laetitia casta blue trucos
  • allison munn cleavage downhill
  • nick lee editor cannes
  • watch havoc freddy rodriguez mp4 patient
  • jesse williams nude photo cakes
  • tayshaun prince in villa rica ga anytime
  • dakota blue richards golden compss wheeler
  • vince gill country designations
  • reichen lehmkuhl amazing race needs
  • free danneel harris nude pictures welcome
  • gianluigi buffon pictures bifocal
  • preseason gt500
  • beans cosmetics